Süper Olmak


Adventuro Turco

“Be not afeard; the isle is full of noises,
Sounds and sweet airs, that give delight and hurt not.
Sometimes a thousand twangling instruments
Will hum about mine ears, and sometime voices
That, if I then had waked after long sleep,
Will make me sleep again: and then, in dreaming,
The clouds methought would open and show riches
Ready to drop upon me; that, when I waked,
I cried to dream again
.”

“Korkma sakın; seslerle doludur adamız,

Sesler ve tatlı nameler,zevk veren ve asla incitmeyen

Bazen binlerce tıngırdayan sazın sesi

Doldurur kulaklarımı, ve bu sesler

Zaman zaman ,çok uzun bir uykudan yeni uyanmış olsam da

Uyuturlar beni:Ve sonra,rüyamda,

Önümde aralanan bulutlar sergilerler zenginlikleri

Hazır ve nazır başımdan aşağı yağmaya: Öyle ki, Uyandığımda

Ağlarım o düşü görebilmek için bir kez daha.”

-Üçüncü perde, İkinci sahne

Caliban, Fırtına, W. Shakeaspeare

M.Korkut Öztekin 2006-06-26

Süper Olmak

Superman’ın kostümü neden mavidir? Steven T. Seagle’ın “It’s A Bird/Bir Kuş” adlı grafik romanını okuyuncaya kadar aklımın köşesinden dahi geçmeyen ve aslında pek temel olan bir soruydu bu. Kısa dönem öncesine kadar memleketimizdeki televizyon kanallarından CNBC-E’de gösterilen ve izlemeye doyamadığımız Carnivalé adlı televizyon dizisinin fikir babalarından Seagle’in bu çalışması sıra dışı bir “Superman” çizgi romanı. Keza It’s A Bird, çelik adamın bir başka görkemli macerasını aktarmanın ötesinde, Superman tiplemesiyle travmalı bir geçmişe sahip, ve hiç de süper olmayan, aksine, genlerinde ürkütücü bir hastalık barındıran, yaralı bir çizgi roman yazarının, ailesi, kaderi ve kendisiyle yüzleşme öyküsünü sunuyordu bizlere. Grafik romanın baş kahramanı, evi terk eden babasının peşinden kısa bir yolculuğa çıkıyor, diğer yandan da kendisine çizgi roman endüstrisinin en ünlü karakterine yeniden hayat vermek gibi önemli bir kariyer fırsatı sağlayan editörünü hoş tutmaya çalışıyordu. Ancak kahramanımız kararsız ve isteksizdi; zira Superman’ı sevmiyor, mükemmel olmayan bir dünyada bu denli mükemmel bir düşsel imgenin varlığına neden ihtiyaç duyduğumuzu adam akıllı sorguluyordu.

Ama en önemlisi Superman neden maviydi? Hindu tanrılarının tenlerinin rengi maviydi, Antik Yunan mitolojisinin baş tanrısı Zeus bir gök tanrısıydı. Nors panteonunda tanrıların evi Aesgard’ın koruyucusu Thor’da bir gök tanrısıydı. Göktürk sancağının rengi maviydi ve Orta Asya Türkleri tanrıya Görk-Tengri/Gök Tanrı (Tegri: sonsuz mavi gök yüzü)derlerdi. Mavi biz fani insanlarla bilinmeyenin arasında tabiatın koyduğu sınırların rengiydi; Okeanos gibi; gökyüzü gibi ya da Seagle’in Carnavalé’ındaki Avatarlar’ın kanının rengi gibi...

Superman da bu sınırların ötesinden kopup gelmiş ve bedeni bu sınırların rengine boyanmıştı. Giritlilerde yas rengi maviydi, Keltler savaşa gitmeden önce bedenlerini maviye boyarlardı. Mavi ölümün rengiydi. McKean’in Cages’ındaki duvarın arkasında sonsuza uzanan çiçek tarlasının rengiydi...

Öyle ki Allan Moore’un Hugo ödüllü grafik romanı Watchmen’daki süper insan Dr. Manhattan’ın rengini de mavi olarak belirlemişti. Gerçi Dr. Manhattan, Superman’dan çok daha farklı bir profile sahipti. Superman ne kadar insan canlısı, yardım sever, doğrunun ve statükonun yanındaysa Dr. Manhattan o denli insan olmak durumundan ve insanlıktan uzaklaşmış bir karakterdi. Manhattan, insanları, kendi gündelik mücadelelerinde kaybolmuş küçük hayvancıklar olarak algılıyordu. Onu insanlığa bağlayan hiçbir şey kalmayınca da dünyayı terk etmiş, yeni arayışlara ve evrenin sırlarının kalbine doğru sonsuz bir yolculuğa çıkmıştı.

Süper insanın bu yükselişi, süper insanın, tabiatın tüm insanlığı mahkum ettiği sınırlardan ve engellerden kurtuluşu, bizi bağlayan en temel güç olan yer çekimini yenmesi ile belirginleşir. Bu yükseliş, Hz. İsa’nın göğe yükselişi, Hz. Muhammet’in Miracı gibi apaçık ilahi bir metafordur; Super insan, gaipten gönderilmiş ve yine gaypa dönen, Tanrı’nın kullarını hizaya getirmesi ya da imana döndürmesi için yarattığı seçilmiş kuludur.

Kötü giden bir şeyler vardır, orası kesin; ancak kokuşmuşluğa karşı çıkmak için illa da süper olmak gerekmez, fakat hatalı olanı görebilmek için “superior” olmak gerekir. Henrik İbsen’in Bir Halk Düşmanı’ndaki Dr. Thomas Stockman’ı ya da Jules Verne ‘nin Kaptan Nemo’su gibi karakterler motivasyonları ve takındıkları tavır farklı olsa da entelektüel karakterlerdir; dolayısıyla sıradan insanın gözünden kaçan ya da sesini yükseltmekten korktuğu mevzular karşısında, toplumun çıkarlarını savunacak kişilerin de aslında, toplumun elit bireyleri arasından çıkması beklenir.

Superman’lerin yönettiği ve biçimlendirdiği bir toplum da süper olabilir, adeta Platon’un Filozof Kral’ı gibi. William Shakespear’ın Fırtına adlı eserinde sürgün Milan Dükü Prospero’da kendince bir “Filozof Kral”’dır. Sınırsız büyü yeteneği sayesinde yaşadığı adanın çevresini, dinmek bilmeyen bir fırtına ile kuşatır. Elim bir deniz kazası yüzünden adaya düşen kazazedeleri parmaklarının ucunda oynatır. Prospero’nun bu “Cesur Yeni Dünya”’sında yine cesur ve güzel insanlar yaşamalıdır. Aldeous Huxley, 1932’de kaleme aldığı “CesurYeni Dünya” adlı ütopyasında Mustafa Mond adlı karakterini gevşek bir biçimde Shekspear’ın Prospero’suna dayandırır. Mustafa Mond, sadece bir Prospero yorumu değildir aynı zamanda dönemin en önemli siyasi figürlerinden biri olan Mustafa Kemal’den de yoğun biçimde etkilenir. Mustafa Mond, tarihin, edebiyatın ve toplumsal yaşamın sıkı ve dikkatli bir şekilde biçimlendirildiği bir dünya düzeninde soğukkanlı bir toplum tasarımcısı olarak tanıtılır. Bu Cesur Yeni Dünya’da kitleleri hizada tutmak için “soma” (Latince’de “uyku” anlamına gelir) adlı özel bir ilaç kullanılır.

Benzer bir tema Joss Whedon’un yazıp yönettiği “Serenity” adlı bilim kurgu filminde de işlenir. Dünyaya sığamayan insanlar, türlü gezegenlerin ekosistemlerini ıslah ederek uzaya yayılırlar. Bu arada geçiş süreci daha yumuşak geçen ve daha zengin kaynaklara sahip gezegenler büyük bir ittifak oluştururlar. Bu ittifak mükemmel toplumu oluşturmak amacıyla türlü deneylere koyulur. Bir numaralı hedefleriyse Miranda adlı ılıman bir gezegendeki (bu arada Shekspear’ın Ffırtın’sındaki Büyücü Prospero’nun kızının adı da Miranda’dır) varsıl bir kolonidir. Planları gezegendeki suç oranını sıfıra indirmektir. Gezegenin ekolojik biçimlendirme tesislerinden Paxin Hydrocloride adlı bir kimyasalı gizlice halka verirler. Beklenildiği biçimde suç ortadan kalkar, ancak insanlar sadece suç işlemeyi bırakmakla kalmazlar, yavaş yavaş hayatta kalmalarını sağlayan tüm eylemleri de terk ederek ölüme teslim olurlar. Sadece nüfusun çok küçük bir azınlığı bu kimyasala ters tepki verir ve dehşet kusan canavarlara dönüşür. Bu “alt insanlar” uyumayı ve pasifize olmayı ret edenlerdir.

1960’larda ortaya çıkan Transhumanizm hareketi, gücünü Huxley’in ya da Orvel’in anti ütopyalarından alır. Ancak daha olumlu bir biçimde Trashumanistler, insan hayatının ve yaşama koşullarının pozitif ilimler kullanılarak geliştirilebileceğine, ütopyaların gerçekten de var olabileceğine inanırlar. Tıp, plastik cerrahi, detox, spor, psikoloji, bilişim sayesinde insan ömrünün uzatılabileceğine, bu biçimde ölümü yenmeyi başaran insanların, sıradan insanlardan, hem fiziksel hem de zihinsel bakımdan daha da üstün olacaklarına inanılmaktadır. Hatta bu bireyler öylesine bir gelişim sergileyeceklerdir ki “insan” olarak tanımlanan varlığın çok ötesinde, çok daha farklı bir görünüme sahip olacaklardır. Bu kurgusal “süper insanlar” kendilerine “post-human” adını vereceklerdir.

Neil Gaiman’ın “A Game of You/ Sen Oyunu” adlı grafik romanında Kukkoo adlı karakter şöyle der;

“Erkek çocuklarının ve kız çocuklarının fantezileri özünde aynı ancak ilk bakışta bir birlerinden oldukça farklı görünürler. Erkek çocukları, daha hızlı koşmak, daha güçlü olmak, daha uzağa sıçrayabilmek isterler. İstedikleri zaman sıradan görünüşlerini bir kenara bırakıp sahiplenebilecekleri görkemli kimliklerinin olmasını isterler. Sıradan ve gözlüklü Peter Parker Örümcek adamdır, sıkıcı ve sinik, gözlüklü Klark Kent, Superman’dır. Oysaki kızlar, kaybolduklarına inanırlar. Anneleri ve babaları gerçek ebeveynleri değildir. Aslında onlar uzak diyarlardaki bir krallığın kayıp prensesleridir. Bir gün gerçek aileleri onları bulacak ve ait oldukları o büyülü ülkeye geri götürecektir.”

Belki de her birimiz o kayıp dünyanın ve ulaşılmaz kimliğin özlemini çekiyoruz. Hiçbir kudretin hayatımızın sınırlarını çizemeyeceği o mutlu, hiç ülkesinin güzel ve güçlü insanları olmak istiyoruz. Ya denemeye devam edeceğiz ya da bilinmeyenin mavi sınırları altında elimizdekilerle yetinmeyi bilip yaşamın çatlaklarındaki saklı güzellikleri keşfetmeye çalışarak mutlu olmayı deneyeceğiz. Mutluluklar dileriz.

“God grant me the serenity to accept the things I cannot change,

Courage to change the things I can,

And the wisdom to know the difference.”

Comments

levent cantek said…
korkut merhabalar,
bir kaç kişiye sormuştum, biraz küskün biraz kırgın olduğundan söz etmişlerdi, ama görüyorum ki "buralardasın", sevindim
selamlar, kolaylıklar
levent cantek
Ozan said…
Korkut mükemmelsin abi... her zamnki gibi gene yazdıklarına birseyler öğrettin ve farklı bir bakış sağladın bana...
Anonymous said…
Superman uzaydan gelmiş gibi görünse de o aslında Amerika'yı temsil ediyor (hatta sıradan Amerikan vatandaşının içindeki gücü, bunu silik gazeteci kimliğinde görüyoruz); güçlü, yenilmez, süper ülke, süper güç, kahraman ırk... Süperman de bir anlamda Amerikan kahramanı. Sultanahmet'e inen bir Süperman hiçbir zaman olmayacak yani :)) O dönem çıkan birçok çizgi roman karakteri gibi o da Amerikan bayrağının renklerinden hareketle renklendirilmişti. Mavi olmasının asıl nedeni bu: AMERİKAN BAYRAĞI...
enigma said…
Merhabalar, "It's a bird..."ün türkce cevirisi icin önsöz yazmaya calisirken internette biraz yardim bakiniyordum ve sizin blogunuza rastladim.

Süper insanin yükselisini, insanlari baglayan yer cekimini asabilmelerine ve ilahi bir metafor olmasina deginmissiniz. Süper olma baglaminda bunun yani sira bir de "It's a bird..."te deginilen Nietzsche'nin üst-insan'i dikkatimi cekmisti. Üst-insan, her insanin üst degerlerinden dogan, güc istenci'yle birlikte de hayata ve dolayisiyla insanlara daima positif bir bag kurmus olan güclü ve kendini gerceklestiren insan tipidir. Seagle'in bu üst-insani ilk süper kahraman olan Superman'in temelinde görmesi, ve üst-insanin, insandan cikageliyor olmasi, Superman ve insanlar arasindaki baglantiya cok güzel bir yaklasim... diye düsünüyorum :)

Bir de, Deviantart'iniza bi göz attim - muhtesem bir galeriniz var, cok büyük keyifle inceledim calismalarinizi, paylastiginiz icin tesekkürler.

Bu arada ceviriyi merak ediyorsaniz eger: www.fanzinci.com
(Baska ceviriler de bulunmakta, sürekli de eklenmekte.)

Selamlar,
Dilara Birinci

Popular Posts