American Gods İkinci Bölüm; Secret of Spoons Üzerine Düşünceler

American Gods; Secret of Spoons, İkinci Bölüm üzerine düşüncelerim. Spoiler Alert!!!! Bölümü henüz izlememiş olup da hevesi kaçsın istemeyenler okumasın. Ancak heves kaçıran şeylere aldırmıyorsanız, boşverin ben de aldırmıyorum. Öncelikle bu bölümde komik olabilecek garipliğin önce tedirgin edici sonra da korkutucu bir hal almaya başladığını gözlemliyoruz. Birinci ve bu ikinci bölümün yönetmeni olan David Slade'i Hannibal adlı diziden tanıyordum. Hannibal'i hep aşırı stil ve art-house bulmuşumdur. Ekrana doğru sıçrayan ağır çekim kanlar, eski bir lava lambasının içinde süzülen iki farklı yoğunluktaki ve renkteki akışkan maddenin sebep olduğu ışık oyunları ve lüzumsuz yere uzatılmış karanlık halüsinasyon sahneleri diziyi bir süre sonra izlenmez kılıyordu. Buna rağmen azmettim ve seriyi sonuna kadar izledim (nedense?!) ve nasılsa Hannibal sadık bir fan kitlesine de sahip oldu. Bakıyorum da David Slade'in çok da kötü olmayan bir rezümesi varmış; Breaking Bad, Awake(izlemedim), Crossbones(Harcanmış bir Malkowich ve Julian Sands; aslında nankörlük etmeyeceğim, ben diziyi severek izlemiştim ancak herkese göre değil, kabul! ), Powers ve Black Mirror'da çalışmış. Uzun lafın kısası, bence Hannibal'da abartarak kullandığı ve çalışmayan bütün numaraları bu bölümde işe yaramış. Yönetmen portreler üzerinde çalışıyor, arka planı dışlıyor; Yakın plan ve orta plan çekimlerle izleyicinin dikkatini karakterlere yoğunlaştırıyor. Bu bence oyunculara da performanslarını sergileyebilecekleri kaygan bir zemin sunuyor; Çok yüksek çözünürlüklü bir kamerayla makro odaklanmış ve diyaframı açık bir lensle çekilen HDR performanslar hep yüksek hep iyi olmak zorunda. Çünkü karakterle özdeşleşmek şöyle dursun onların burnunun dibindeyiz. Işıklandırma ve filtre solgun, soğuk, tepeden; Aktörlerin çizgilerini sertleştiriyor. Arka plan bulanık ve karanlık, görülecek çok detay sunmuyor, renk ve stil ön planda. Bu kez bölüm yine bir Amerika'ya Geliş segmenti ile başlıyor. Romanı okurken en sevdiğim yerler bunlardı; Ana öykü akarken, Gaiman okuyucuyu oyalamak ve zirve heyecanını arttırmak için bunları aralara serpiştirmişti. Alakasız olduklarını sanıyorsunuz, ancak karşılacağımız fantastik karakterleri daha da yakından tanımamızı sağlayan şeyler bunlar, o yüzden dikkatiniz verin lütfen. Bu bölüme Anansi'nin hikayesi ile başlıyoruz; daha doğrusu Anansi karakterinin kişiliğinde siyah adamın köle olarak Amerika'ya getirilişinin kısa öyküsü. Çok güçlü bir tirat performansla başlayan anlatı hüzünlü ve açık bir son ile bitiyor. Burada şunu belirtmeliyim, Anansi, bir oyunbaz tanrı(Trickster) tıpkı bu eserde betimlenmeye çalışılan Votan (Odin) gibi... Ne yazık ki bu segmentin kitap karşılığını hatırlamıyorum, umarım “İkizlerin hikayesi”'ni de ilerleyen bölümlerde görürüz. Shadow, eşinin arkasından kalan kıyafetleri ve anıları topluyor, hayatını kapatıyor ve doğru dürüst hiç yaşamadığı bu kasabadan bir daha geri dönmemek üzere ayrılıyor. Belkıs'ın öyküsü, bu bölümde de devam ediyor. İzleyiciyi bu karakter aslında kim ve biz nelerle uğraşıyoruz adına bilgilendirmek için bu segmentin ekstra bu bölüme de uzatıldığını düşünüyorum. Ayrıca erkeklik organı ve fallus bu bölümde güçlü bir lightmotive olarak tekrar ediyor; Laura'ın cebindeki penis fotoğrafından, Belkis'in rahminde erekte olmuş penisiyle birlikte sonsuza dek hapis kalacak olan zavallı adam ve Czernoborg'un kanayan çekici; İki arada bir yerde çalan Bob Dylan'ın A Hard Rain's Falling'i... Shadow, alış veriş merkezinde Gillian Anderson'un kişiliğinde I Love Lucy yani TV tanrısıyla tanışıyor. Çok saçmalayabileceklerini düşündüğüm bir sahneyi ucuz atlatıyoruz; Samsung ürün yerleştirmesiyle birlikte... Asıl bölümün bombası Czernoborg rolündeki Peter Stormare. Bu sahne neredeyse bölümün ikinci yarısının tamamını kaplıyor. Açıkçası kitabı okurken hissettiğim ruh ve atmosfere en yakın olan an bu bölümü seyrettiğim andı. Özetle; 1. Mr. Nancy yani Anansi rolünde Orlando Jones, I Love Lucy'de Gillian Anderson ve Czernaborg'da Peter Storemare, bu bölümün gerçek yıldızları. 2. Atmosfer oturmaya başlamış, sinematik anlatım itibariyle doğru dil yakalanmaya başlanmış umarım böyle devam eder. 3. Belkıs, romanda bir fahişedir, buradaysa omniseksüel bir varlık olarak gösteriliyor. Gaiman'ın dünyasına yabancı olan izleyici bu doğa üstü varlıkların aslında eski tanrılar olduklarını anlamayacaktır. Daha fazla açıklama lazım. Sanırım Mr. Ibıs, önümüzdeki bölümlerde bizi aydınlatabilir. 4. Daha keyifle izlenen bir bölüm, tempo artıyor. 5. Nedense Amazon arayüzü çalışmıyor. Kendi Macimden oyuncu listesine, karakterlere, sahnelere ve triviaya ulaşamadım. Ayrıca sabah saatlerinde dizi listede göründüğü halde çok uzun bir süre teknik problemeler sebebiyle yayına girmedi. Hayırdır diyorum. Uzun lafın kısası tavsiye ediyorum. Ve bence romanı okuyarak izleyin bu diziyi, hala vaktiniz var.

Comments