Amerikan Gods Bölüm 3; Head Full of Snow (Ya da Cinler hangi pozisyonu tercih eder?)

(Spoiler alert/ Hevesiniz kaçsın istemiyorsanız bundan sonrasını okumayın) Amerikan Gods Bölüm 3; Head Full of Snow (Ya da Cinler hangi pozisyonu tercih eder?). Açıkçası American Gods'ı ekrana uyarlarken ne kadar ileri gideceklerini hep merak etmiştim. Şimdiye kadar izlediğimiz ekran uyarlamalarında, bu formatın düz yazı edebiyattan farklı bir fiziğinin olduğunu, izleyicinin genel beklentisiyle orjinal metin arasında bir kıyaslama yapıldığını, yazılan her şeyin ekrana ulaşmadığını ya da dönüşerek, dönüştürülerek yorumlandığını görmüştük. Şimdi, hakkını teslim ediyorum, yeterince cesurlar. Yeteri kadar zerafet veya duende sahibi midirler, işte bu tamamen başka bir tartışma konusu. American Gods'ın bu üçüncü bölümünde “Acaba filme uyarlasalar nasıl yapacaklar?”, hatta “Kesin sansür ederler yahu!” dediğim bir segment vardı? American Gods'ın bu bölümü aslında sinema tarihine adını yazdıracak bir sahneye sahipti. İki Arap, Müslüman erkek (Gerçi birisi bir İfritti ama) arasında bir eşcinsel sevişme sahnesini izledik. Ayrıca American Gods'ın erkek bedeninin çıplaklığını sergilemek konusunda utangaç olmadığına bu kez tam anlamıyla emin olduk. Omid Abtahi ve Mousa Kraish adlı aktörlerin rol aldıkları bu sahne gerçekten zor bir sahne. Birincisi her iki aktör de araştırdığım kadarıyla Amerikan Arap; Yani çocukluklarından itibaren Amerikan toplumunun içinde yetişmişler. Müslüman bir toplumda homoseksüelliğe bakış ve yaşanış şekli mutlaka batılı versiyonundan farklı olmalı. Aşırı homofobik ön yargılarla örülü, katı, bağnaz ve tekinsiz bir ortamda öyle dilediğinizle istediğiniz gibi birlikte olamazsınız muhakkak. Ben romanda Omid Abtahi'nin canlandırdığı Sami karakterinin gay olduğunu düşünmemiştim, açıkçası cin ile karşılaştıklarında, Amerika'da kalabilmek uğruna akıl almadık tavizler vererek yaşama tutunmaya çalışan, korkmuş, şerefini ve haysiyetini kaybetmiş iki yalnız ruhun birbirine kapılması olarak değerlendirmiştim, oral seks anına kadar. Ben sahneyi oldukça cesur, aktörleri ise katı, samimiyetsiz ve donuk buldum. Kasılarak ve utanarak canlandırıyormuş gibiydiler büründükleri karakterleri. Aslında muhteviyat söz konusu olduğunda bu o kadar da yanlış bir durum değil ama ben ne yazık ki iyi oyunculuk samimiyetini taksideki diyalog haricinde devam eden anlarda göremedim. Çöldeki CGI sahneyi hiç beğenmedim, üzgünüm, bana Genç Sherlock Holmes'i hatırlatacak kadar kötüydü(Genç Sherlock Holmes(1985), gerçekçi CGI canlandırmanın gerçek aktörlerle yanyana kullanıldığı ilk sinema filmlerinden biri olma özelliğini taşır, 1982 tarihli Tron ve 1984 tarihli Last Star Fighter ondan daha eski olsa da bu filmlerdeki canlandırma sahneleri stilize edilmiş bilimkurgu-fantastik bir alemi betimlemek için tasarlanmış nisbeten daha basit çalışmalardır). Ama kadronun hakkını teslim etmek lazım, ben üzerine yazarken utandım, onlar çekerken ne kadar zorlanmışlardır kim bilir. Umarım Neil Gaiman'ın başına sırf bu sahne yüzünden Salman Ruşdi'nin başına gelenler gelmez. Bölümün başlarındaki Bayan Fadil ve Anubis arasında geçen sahneler, ardından taksideki cin ve Sami'nin öyküsü benim bir hususta baya düşündürdü. İslam, Hristiyanlık gibi değildir. İslam, yayılırken paganizme dair olan her şeyi belki de Hristiyanlıktan daha feci bir şekilde ezip yok etmiştir diye düşünüyorum. Her ne kadar panteizmin ve dolayısıyla Budizmin izleri tasavvufla birlikte İslama taşınsa da bir Arabın, dumansız ateşten yaratılmış olan bir cini bir antik roma heykeli ya da bir mezapotamya fetişi gibi tahayyül edeceğini düşünmüyorum. Yani neden Pazuzu benzeri bir mahluk düşünmüyor da terini silen bir atlet düşünüyor? Veya neden Bayan Fadil'in büyük annesi ona eski mısır mitolojisini anlatmış? Nasıl anlatmış? Nasıl anlatabilmiş? Bu gün bile Egiptoloji aslında batılı Arkeologlar ve araştırmacıların elinde doğmuş olan bir alan. Bu konu materyali ile ilgili bir sorun, biliyorum. Ancak doğmuş ve batmış onlarca uygarlığın Anubis ve eski mısır öte dünyası hakkındaki bilgiyi Rosetta taşının deşifre edildiği ana kadar yok edip unutturduğunu düşünüyorum. Yani bu da 1700lerin son çeyreğidir herhalde. Yüzlerce yıl Osmanlı İmparatorluğu altında yönetilen ardından Hidiv valileri tarafından hükmedilen mısırda Anubis, Osiris, Akhenaton diye bir şey kalmamıştır herhalde. Derken, Tutankamun'un mezarı 1915'de Krallar Vadisi'nde bulunmuş. Ölüler Kitabı ise 1832'de Karl Richard Lepsius tarafından tercüme edilmiş. Yani, Bayan Fadil'in ninesini Krallar Vadisinde yada Ölüler Şehrinde kazı yapan bir batılı arkeolog direk veya dolaylı bir yoldan eğitmediyse, böylesine bir bilgi geçişinin na mümkün olduğunu düşünüyorum. Yine de geleneksel, o güzelim NewYork yangın merdivenlerinin ve kahverengi tuğlalı duvarların kum taşı çöl duvarına dönüşmesi muhteşemdi. Zaten bu bölüm de Shadow ve Bay Çarşamba'nın karıştıkları küçük banka soygunu sırasında ortaya atılan aksiyom ile açıklanıyor aslında: “Eğer sadece düşünerek kar yağdırdığına inanıyorsan bundan sonra aslında imkansız olan şeylerin mümkün olabileceğine inanıyorsun demektir.” Sanat eseri ve din birbirlerine çok benziyor, her ikisi de aslında vicdanızım ve mantıkımızdaki inkar duvarlarına saldırıyorlar. Sizi ikna etmeyi başarırlarsa yola sizinle birlikte devam ediyorlar, eğer bunu beceremezlerse siz üzerlerine basıp geçip gidiyorsunuz. Dolayısıyla inanması size kalmış. Bu bölüm inanç sorunsalı üzerine olduğu kadar, Orta Doğulu müslüman göçmenlerin perspektifinden bir Amerika sunmaya çalışıyordu. Suriyeli sığınmacılar krizinin ekseninde tırsan Dünya ile ilgili söyleyeceklerimi bu sezonun son bölümünü izledikten sonrasına bırakmayı hedefliyorum. Gaiman'ın kesinlikle böyle bir niyeti olduğunu düşünmüyorum diyemeyeceğim, zira okumayanlar Sandman'i okusunlar, özellikle Ramadan (Ramazan) adlı macerayı. Körfez savaşı ve Çöl Fırtınası operasyonunun tarihi 1990'dır. O dönemde Sandman devam eden bir seriydi. Halepçe katliamı Peşmerge göçü bu dönemlerde yaşandı. Seksenlerin sonundan itibaren Orta Doğu ve göç hep batının gündeminde oldu aslında. Ancak ana akım sanatta bunun masaya yatırılmasına henüz şimdilerde rastlıyoruz. Sonuç olarak bu bölüm beni inanç ve orta doğu sorunsalı ekseninde kendi kimliğimle yüzleştirdi diyebilirim. Benim canımı da sıktı biraz. Sonuç olarak kararsızım, ancak sizin için geçer not verebilirim: Controversial!

Comments