American Gods Bölüm 4; Git Gone / A.K.A. Yitti Gitti. Üzerine Düşünceler

American Gods Bölüm 4; Git Gone / A.K.A. Yitti Gitti. üzerine düşünceler; Tabii ki spoiler alert!!!!! Yani hevesiniz kaçsın istemiyorsanız okumayın, eğer bu tür uyarıları umursamıyorsanız şunu bilin ki benim de umurumda değil. Bu bölümde, tam anlamıyla sebebini bilmediğimiz var oluşçu bir kriz yaşayan ve bu yüzden kendi hayatını, eşi Shadow'un hayatını ve en yakın aile dostları Robbie ve Audrie'nin hayatlarını karartan, intihara meyilli öz-yıkımcı kurupiye Laura'nın hikayesini öğreneceğiz. Bu bölüm ya da böylesine bir bölüm kitapta yok, boşuna aramayın. Kitapta kısacık bir role sahip olan huzursuz hayalet Laura, burada tam anlamıyla ete kemiğe bürünmüş kanlı canlı bir karakter olarak çıkıyor karşımıza. Bu bölümde Shadow Moon'u hapse sokan olaylar silsilesini biraz da müstakbel eşi Laura'nın gözünden izleme şansına sahip oluyoruz. Bazı YouTube kanalları da fark etmiş, lütfen dikkatinizi verin; Bütün bu olayları izleyen sadece biz değiliz. Özellikle Shadow ve Laura'nın Robbie ve Audrey ile mangal yaptıkları sahnede uzakta arka planda devamlı görünen iki kuzgun var. Norse mitolojisine göre, Tanrı baba Odin'in iki kuzgunu vardır; Birinin adı Hunin, diğerinin adı Munin'dir; Akıl ve hafızayı temsil eden bu kuşlar bütün alemleri gezer ve gördüklerini toplayarak efendilerine anlatırlar. Bu arada alemlerin ilmine haiz olmak için Odin, tek gözünü kurban etmiştir, karşılığında da bu kuşları almıştır. Fena bir pazarlık olmasa gerek. Açıkçası Laura'nın Eski Mısır temalı bir kumarhanede kurupiye olarak çalışması da ilginç bir dokunuş. Emily Browning'in kişiliğinde Laura, muhteşem duygusuz, hayattan bıkmış, gerçek bir nihilist olarak resmedilmiş. Amerika'yı ziyaret edenler bilirler, aslında bu o kadar da sıra dışı bir durum değil. Mayslanding'den Baltimore'a seyahat ederken, arabanın camından geçip duran sessiz evlerde nasıl insanların yaşadığını hep merak etmiştim. Sokaklarda insan yoktu, sadece arabalar ve boş sokaklar vardı. Apokaliptik bir film çekmeye kalksanız herhangi bir Amerikan taşra kasabası, günün herhangi bir saatinde o arzu ettiğiniz Zombie Apocalips peysajını size rahatlıkla sunar. En az üç sezon daha uzatılması planlanan American Gods'da Emily Browning'e kadrolu bir yer ayrılmış mı bilemem, ancak bu bölüm, açıkçası Shadow karakterinin gelişimi için de büyük önem arz ediyor. Romanda üstün körü geçilen bu karakter çevresinde gelişen olaylara açıklık getirmek açıkçası medyumun da gerekliliği. Ben bölümü yadırgasam da bu görsel anlatı için önemini kavruyorum ve saygı duyuyorum. Ancak sıkıldım ve umarım bu kadar yatırım yaptıktan sonra Laura karakterini biraz daha izleme şansımız olur. Buna rağmen içimdeki ses sorgulatıyor neden diye. Şimdiye kadar hiçbir karaktere bu denli zaman ayrıldığını görmedik. Bu iltimaslı bölüm ister istmez anlatıdaki güç dengelerini alt üst edecek. Laura ve Anubis ile İsis'in erken karşılaşması, genel olarak tanrılara, dinlere ve inaç sistemlerine dizinin nasıl yaklaştığını da ortaya koyuyor. Tanrıların hepsi biraz "trickster", biraz kaypak. Adeta insan ruhunun yumuşak karnı gibiler. Bizim umutlarımız ve acizliğimizle besleniyorlar. Anubis'in Laura'nın yüreğini tartarken, Laura'nın baş kaldırıp seremoniyi bozması bunun göstergesi: sonu belli olan bir işlemi yapmaya ne lüzum var? Laura, bir kurupiye olarak hep o kumar masasının başındaydı, tanrıların evinde, bilgelik ve öte dünyanın sınırında kart açtı,fal baktı, kaderin sonsuz şekiller aldığını gördü. Yani ev hep kazanır ve ev kazanmak için her şeyi yapar. O zaman bu oyunu devam ettirmenin ne anlamı var? Tanrıların zar oyununda ancak bir sinek kadar değere sahip biz insanlar, sıradan, sıkıcı hayatımıza anlam ve sıcaklık kazandıracak kişisel güneşimizin doğmasını umarak geçiriyoruz ömrümüzü. Işığı gördüğümüzde de yapışıyoruz ona, bizi yok etmesi pahasına. Ne fark eder ki zaten ölmüşüz biz, uzuvlarımızı ve etlerimizi Anubisin ördüğü çelik sicimler tutuyor bir arada. Genel olarak göçmenlik, mültecilik, globalizm ve modernite çerçevesinde gelişen sembolik bu hikayede inanç ve bireyin de sorgulandığını görmek bir nevi tamamlanmışlık hissi yarattı. Laura'nın yalnız, karanlı, kasvetli, heyecansız hayatına Shadow'u alması geçici bir süre için başarısız ve de yarı gönüllü, cılız intihar denemelerine geçici bir süre için ara veriyor. Aşk evliliğe dönüştüğünde tekrar monotonluk baş gösteriyor. Bu kez monotonluğu yıkmak için tekrar Shadow'u kullanıyor Laura. Başından kaybetmeye mahkum olan kumarhane soygununun detaylarını vermeye lüzum yok. Onu yaşama bağlayan tek bağ olan Shadow gidince karanlık geri dönüyor. Jakuzinin içindeki karanlık: Öyle görkemli, lüks bir jakuzi değil, bayağı bildiğin, sıkıcı orta sınıf, Amerikan jakusizi; gerçeğinin temsili, bu Laura'nın küçük cehennemi... Shadow hapisteyken bu kez sıradanlıkla başa çıkma aracı olarak aile dostları Robbie'yi kullanıyor Laura. Cinsellikte kesinlikle tutku yok, amaç tamamen öz tatmin. Tabii Robbie için bu ikisinin arasında fark da yok, düz biri çünkü, öz savunma dersleri vererek suni hevesler yaşayan büyümemiş bir çocuk... Shadow'un hapishaneden salıverilmesinden önce küçük bir kıyak ve son bir heyecan olarak hızla giden arabada yapılan oral seks seansı beklenilen sonucu vermeyince öte dünya bile istemiyor Laura'yı. Hiç bir şeye inanmadığı için, kendi hayatı dahil, kutsal olan hiç bir şeye değer vermediği için onu bekleyen şey sonsuz karanlık. Tam kaderine de siktiri çekerken Laura görünmeyen bir güç Shadow'un Laura'nın mezarına bıraktığı Leprechaun Deli Sweeney'in şanslı altın parası; tabutun kapağını yakarak içine giren Güneş) onu yaşayanların dünyasına geri çekiyor. Bu kez yaşarken ölmek durumu gerçek olmuş, bedenini dolduran mumyalama sıvısını hem önden hem de arkadan çıkarttıktan sonra yavaş yavaş kokmaya, kararmaya ve çürümeye başlıyor Laura. Artık gri-kromatik bir renk skalası halinde gördüğü bu dünyada renkli ve aydınlık olan tek bir şey var; Kendi kişisel güneşi Shadow. Ve Laura, hayatında ilk defa anlamlı bir şey yapıyor ve Shadow'u takip etmeye başlıyor. Bu hikaye antik mısır öte dünyasında Ka, Ba ve Ank olarak adlandırılan kavramlara da gönderme yapıyor. Laura, hayatının anlamının peşinden gidiyor. Ka, aslında bir insanın bedeninin ikizidir ve onun yaşama enerjisidir. Öldüğünde bedenden ayrılan şey bir Ba'ya dönüşür; Bu da insan suratına sahip bir kuş olan ve yaşayanların dünyası ile ölülerin dünyası arasında seyahat edebilme gücüne sahip olan bir formdur. Ba'nın hayatta kalabilmesi için canlılar gibi yiyecek ve içeceğe ihtiyacı vardır, çünkü yolculuğu uzun ve zorlu geçecektir. Bu yüzden Eski Mısır'da insanlar yiyecekler ve şaraplarla birlikte gömülürler. Ankh ise (sembole aşinasınız diye düşünüyorum, Dream'in favori ablasının işareti aynı zamanda) ruhun Tanrılarla muhatap olan halidir. Hakikat, adalet ve dengenin tanrıçası Maat bir deve kuşu tüyüne dönüşür, bu tüy kişinin yüreği ile yanyana tartılır. Tüy ağır basarsa Ankh Ammit adlı yarı timsah, yarı aslan, yarı panter yarı hipopotam olan büyük yiyici canavar tarafından yutulur. Ankh'ını yitiren ruhlar da sonsuza dek hayatla ölüm arasındaki alaca karanlıkta, yavaş yavaş çürüyen ve kokan cesetlerin ve yiyeceklerin bulunduğu yılanlarla akreplerin işgal ettiği tozlu mezar odalarında amaçsızca gezinip dururlar.

Comments